Belirsizlik, kaybolan kontrol duygusu ve dağılan günlük ritüeller, İşsizlik, neden sigara içme isteğini artırır? Tek başına stres demek cevap için yeterli değil. .
Hayatımda ne sabah uyanmak zorunda, ne yatmak zorunda ne de bir yerde olmak zorunda olmadığım bir dönem oldu. Yani "Bu nereye kadar gidecek?" sorusuna belli bir cevap veremeyebileceğim kadar bir stresi de vardı, ama genel olarak birçok kişinin belli bir dönem isteyebileceği bir hayattı aslında.
Bir yıldır sigarayı bırakmış birisi olarak, özellikle belli anlarda ve belli saatlerde korkunç bir sigara içme isteği başlıyordu. Bu öyle bir istek ki, üç gün önce sigarayı bırakmışsınız derecesinde aynı şiddette, aynı sıklıkta.
Bunu yalnızca "İnsan strese girince sigaraya sarılır" diye açıklamak mümkündü. Ama durumum aynıydı ve neden stresim arttı, ya da mesele sadece stres mi? Bu da beni biraz araştırmaya itti. Gördüm ki işin aslı biraz daha karmaşık. İşsizliğin sigara dürtüsünü tetiklemesinin arkasında birbiriyle bağlantılı birkaç farklı mekanizma var.
İşsizliğin en ağır tarafı her zaman gelir kaybı olmayabilir. Bazen daha yıpratıcı olan, bundan sonra ne olacağını bilememektir.
de Berker ve arkadaşlarının 2016'da yayımladığı bir araştırma, stres tepkisinin yalnızca kötü sonuçlara değil, özellikle belirsizliğe bağlı olduğunu gösteriyor. Araştırmada insanlar elektrik şoku alma ihtimali yüzde elli olduğunda, kesin olarak şok alacaklarını bildikleri duruma kıyasla daha fazla stres yaşıyor. Başka bir deyişle, kesin bir kötü sonuç bile bazen belirsiz bir ihtimalden daha kolay taşınabiliyor.
İşsizlik de büyük ölçüde bu tür bir belirsizlikten oluşuyor: Cevap gelmeyen başvurular, "Size döneceğiz" denilen görüşmeler, ne zaman sonuçlanacağı belli olmayan süreçler… Zaman geçtikçe maddi güvenceler de azalıyorsa geleceğe dair belirsizlik daha da büyüyor.
Beden açısından bakıldığında bu, bir türlü kapanmayan alarm sistemi gibi. Uzun süre devam eden stres de eski alışkanlıkların ve sigara isteğinin yeniden ortaya çıkması için uygun bir zemin hazırlıyor.
"Öğrenilmiş çaresizlik" uzun yıllar boyunca, canlıların tekrar tekrar başarısız olduktan sonra çabalamaktan vazgeçmesi şeklinde anlatıldı. Ancak Maier ve Seligman, 2016'daki değerlendirmelerinde bu yaklaşımı biraz tersine çevirdi: Öğrenilen şeyin çaresizlikten çok kontrol duygusu olduğunu öne sürdüler.
Yani insan, "Yaptığım şey bir sonuç doğuruyor" bilgisini deneyimleri ve aldığı geri bildirimler sayesinde öğreniyor. Bu bağlantı uzun süre kurulamadığında ise pasiflik, kaçınma ve geri çekilme ortaya çıkabiliyor.
İşsizlik tam da bu bağlantıyı zayıflatıyor. Kişi başvuru yapıyor, özgeçmiş gönderiyor, görüşmelere katılıyor; fakat çabalarının karşılığında çoğu zaman net bir sonuç alamıyor. Davranış var ama geri bildirim yok.
Sigaranın çekiciliği burada daha anlaşılır hâle geliyor. Çünkü sigara son derece net ve hızlı bir neden-sonuç ilişkisi sunuyor: Yakıyorsunuz, içiyorsunuz ve etkisini birkaç saniye içinde hissediyorsunuz. Cevapsız bırakmıyor, "Sonra döneceğim" demiyor, sonucu ertelemiyor.
Aylardır çabalarının karşılığını alamayan biri için bu kadar hızlı ve öngörülebilir bir döngü güçlü bir çekim yaratabilir. Dolayısıyla işsizlik dönemindeki sigara isteğinin arkasında yalnızca nikotin ihtiyacı değil, kaybolan kontrol hissini kısa süreliğine geri kazanma arzusu da olabilir.
İş yalnızca para kazanılan bir yer değildir. Marie Jahoda'nın "örtük yoksunluk" (latent deprivation model, 1981–82) yaklaşımına göre işin açık işlevi paradır. Ama insanı asıl ayakta tutan, beş örtük işlevidir:
İşsizlik bu beşini birden söker.
İşsiz kalındığında maaşla birlikte bu yapı da ortadan kalkar. Günün nerede başlayıp nerede bittiği, ne zaman çalışılıp ne zaman dinlenileceği belirsizleşebilir.
Sigara ise çalışma hayatında çoğu zaman bu yapının bir parçasıdır. Sabah kahvesiyle içilen sigara, öğle arasındaki sigara ya da mesai sırasında verilen beş dakikalık mola zamanla belirli saatlere, mekânlara ve duygulara bağlanır. Kişi yalnızca nikotine değil, o molanın kendisine de alışır.
İş ortadan kalktığında mola düzeni de kaybolur; ancak bu alışkanlığın izi beyinde kalmaya devam eder. Bu nedenle sigarayı uzun süre önce bırakmış biri bile eski mola saatlerinde yeniden içme isteği duyabilir. Aslında özlenen şey bazen doğrudan sigara değil; sigaranın temsil ettiği kısa ara, nefes alma alanı ve birkaç dakikalığına hiçbir şey yapmak zorunda olmama hissidir.
Belki de artık dikkatinizi dağıtan ofis ortamından uzaklaştınız. Yanınıza sürekli birileri gelip soru sormuyor; daha uzun saatler, daha kesintisiz çalışmalar yapabiliyorsunuz.
Mark Bouton'un koşullanma üzerine yaptığı çalışmalar önemli bir noktayı gösteriyor: Bir alışkanlık bırakıldığında eski öğrenme tamamen silinmiyor. Bunun yerine, eski alışkanlığın üzerine yeni bir davranış biçimi öğreniliyor.
Yani kişi sigarayı bıraktığında "Sigara içme" bağlantısı yok olmuyor; "Sigara içmeden devam edebilme" becerisi onun üzerine ekleniyor. Stres, ortam değişikliği veya eski çağrıştırıcılarla karşılaşmak, altta kalan alışkanlığı yeniden görünür hâle getirebiliyor. Buna literatürde "reinstatement", yani eski tepkinin yeniden ortaya çıkması deniyor.
Uzun süre önce sigarayı bırakmış birinin ansızın yoğun bir içme isteği duyması bu nedenle şaşırtıcı değil. Üstelik bu dürtü gerçekte pek de "durup dururken" gelmiyor. Uzun süren belirsizlik, kontrol kaybı ve günlük düzenin bozulması bir araya geldiğinde eski alışkanlık yeniden devreye girebiliyor.
Bu durum, sigarasız geçirilen sürenin boşa gittiği anlamına gelmez. Sigarasız yaşamayı sağlayan yeni öğrenme hâlâ oradadır. Yalnızca yoğun stres altında eski alışkanlıkla rekabet etmek zorunda kalıyordur.
Bütün bunlar, sigaranın işsizlik stresine karşı işe yaradığı izlenimini doğurabilir. Ancak araştırmalar bunun tersine işaret ediyor.
Andy Parrott'un ortaya koyduğu "stres indüksiyon modeli"ne göre sigaranın giderdiği gerginliğin önemli bir bölümü yine sigaranın kendisi tarafından yaratılıyor. İki sigara arasında nikotin seviyesi düştükçe huzursuzluk, sinirlilik ve kaygı artıyor. Bir sonraki sigara bu yoksunluk belirtilerini geçici olarak azaltıyor ve kişi bunu rahatlama olarak algılıyor.
Ancak bu rahatlama kalıcı değil. Sigara içildikten bir süre sonra stres düzeyi yeniden yükseliyor ve aynı döngü tekrar başlıyor. Araştırmalarda sigara içen kişilerin gün boyunca içmeyenlere göre daha yüksek stres düzeyleri göstermesi de bu açıklamayla uyumlu.
Sigarayı bırakmanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar ise daha farklı bir tablo çiziyor. Taylor ve arkadaşlarının yayımladığı geniş kapsamlı analizde, sigarayı bırakmanın kaygı ve depresyon belirtilerinde azalmayla ilişkili olduğu görülüyor. Bu iyileşmenin büyüklüğünün bazı çalışmalarda antidepresan tedavilerle karşılaştırılabilir düzeyde olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle işsizlik döneminde "Sadece bu süreci atlatana kadar içerim" düşüncesi beklenen rahatlamayı sağlamayabilir. Tam tersine, zaten var olan strese bir de nikotin yoksunluğunun yarattığı gerginliği ekleyebilir.
İşsizliğin sigara isteğini artırması basitçe irade zayıflığıyla açıklanamaz. Bu dürtünün arkasında çoğu zaman birkaç etken aynı anda bulunur:
Sigara dürtüsünün vaat ettiği şey her zaman yalnızca nikotin değildir. Bazen insanın aradığı şey sonucu belli bir eylem, günü bölen kısa bir mola ya da tamamen kendi kontrolünde olan küçük bir alandır.
Bu ayrımı görmek önemlidir. Çünkü dürtüyle başa çıkmanın yolu yalnızca sigaraya direnmekten geçmez. Günün içine yeniden bir düzen koymak, belirli saatlerde gerçek molalar vermek, kısa sürede tamamlanabilecek işler seçmek ve kişiye kontrol hissi veren küçük hedefler oluşturmak da sigara isteğini yönetmeye yardımcı olabilir.
Sigara içmemek ile nasıl başa çıkılacağını söyleyecek değilim. Eminim ki bırakan herkesin kendince geliştirdiği bir yolu vardır. Sadece hatırlatmak isterim; 1 yıldır sigara içmeyen kişi bugün içse bile, 1 yılda 364 gün sigara içmeyen birisidir.